• Hûn bi xêr hatin - - Malpera Gundê Tawliya - - Sayfamıza Hoşgeldiniz - - Tavlıören Köyü Sitesi






  •    

     


    Kürtçe TV
    Salih Agir Qoseri

    Yılbaşından itibaren TRT tarafindan yayına başlayacak olan Kürtçe kanal konuşulmaya, tartışılmaya devam ediyor. TRT bu kanalda sabıkasız olan kürtler çalışacak diyor. Buna karşılık Sırrı Sakık ise ‘sabıkasız Kürt bulamazsınız’ diyor.

    Sabıkasız Kürt bulmak mümkün mü acaba? Evet mümkündür! Korucular, devletle gizli ve açık çalışan Kürtler, klasik siyasi partilerin milletvekilleri, bu partilerin yerel temsilcileri vs.
    sabıkasız Kürtlerdir. Peki bunlar şimdiye kadar Kürtler için herhangi bir talepte bulunmuşlar mıdır? Kocaman bir ‘hayır’. Bilakis, ‘biz devletimizden memnunuz, rahatız, hiçbir sorunumuz yoktur’ vs demişlerdir. Aynı zamanda Kürtler için taleplerde bulunanlara terörist demişlerdir.

    Devlet, bu Kürtleri ‘iyi Kürt’ olarak kabul etmiş, ulusal ve evrensel hak ve hukuk değerlerinden sözedenleri ise terörist olarak görmüş ve cezai müeyidelere tabi tutmuştur.

    Şimdi sormak gerekir: Devlet bu yayını kimin için yapıyor? ‘İyi’ Kürtlerin böyle bir talepleri olmamış ki. Hatta onlara sorulursa, büyük ihtimalle ‘hayır istemiyoruz, ihtiyacımız yok’ diyecekler.

    Peki kimin için bu kanal?

    ‘İyi’ Kürtlerin böyle bir talebi olmadığına göre, talebi olan ‘teröristler’ için mi yapılacak bu yayın?

    Kürtlerin şuan sekiz, dokuz tane Kürtçe televizyon kanalları var. Devlet bir yandan diplomatik girişimlerle diğer yandan uluslararası hukuku çiğneyerek, defalarca uyduya gönderdiği korsan sinyallerle bu yayını durdurmaya çalıştı. Ancak başaramadı. Her bir kürt evinin damına bir müfreze asker koyamadıkları için, kürt halkı bu kanalları izliyor. Bunun yanısıra hala Kürtlerin varlığını yasal olarak inkar eden devletin başlatacağı bu kanala elbette Kürtler kuşkuyla bakacaklardır. Çünkü yıllardır devletin Kürdistan’da, -muhtemelen askeri bir yerden- yayın yaptığı Dicle Radyosu var. Bu TV kanalının bundan farkı olmayacak.

    Bu kanalın açılacağı haberi geldiği ilk günlerde Diyarbakır’da sanat sokağında birkaç arkadaşla oturup bu konu hakkında konuşuyoruz. Bir arkadaş ‘Salih sen dört tane dili iyi biliyorsun, Türkçen iyi, Kürtçen iyi, basın yayın ve kültür eğitimin var. Bu kanalda çalışmak için bir talep gelse...’ şeklinde bir şey sordu. Kısa bir an için ne diyeceğimi, nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Hemen TRT nin bu kanalında çalıştığım ortam bir film sahnesi gibi canlandı kafamda.

    Haberleri hazırlayan gurupta bulunuyorum. Kürtçeye çevrilip akşam haber bültenlerinde yayınlanmak üzere, TRT nin türkçe bölümünden gelen haberler konuyor önümüze. Şöyle deniyor haberlerde: ‘Bilmem hangi mevkide güvenlik güçleriyle teröristler arasında çıkan çatışmada dört terörist ölü olarak ele geçirildi, iki askerimiz de şehit oldu. Yarım metre olan kara rağmen teröristleri takib eden kahraman mehmetciklerimiz Kuzey Irak topraklarında terörist avında.’ Buna ek olarak, devlet yetkililerinden gelen ‘teröristleri barındıran Kuzey Iraklı aşiret reisleri sert bir dille uyarıldı’ şeklindeki açıklamayı da Kürtçeye çevirmemiz gerektiği söylenir bize. Bunları Kürtçe’ye çevirmekten başka çare yok, çeviriyorum.

    Spiker yaptığım bu haberi şakır şakır okurken, ben kendimle bir iç hesaplaşmaya giriyorum. Geç saatlerde kimseye görünmeden eve gelip direk yatağa uzanıyorum. Ama sabaha kadar uyuyamıyorum. Ertesi gün yine kimseye görünmeden işe gidiyorum. Kimseye görünmeme artık bir yaşam tarzı haline geliyor benim için. Herkesten ve hatta kendimden kaçar hale geliyorum...

    Aman tanrım... Bunun hayali bile ürkütüyor beni...!

    Hayır olamaz, deyip bu kısacık film versiyonun hayalinden uyanıyorum. Ve soruyu soran arkadaşa dönüp bunun prensiplerime ve hayat tarzıma ters düşeceğini, dolayısıyla yapamayacağımı söyledim ve rahatladım.

    Müzik programları yapacak birkaç isimden sözediliyor. Bunlardan bir de, Rojin. Rojin’i birkaç gün önce Haber Türk’te bu konu hakkında konuşurken gördük.

    Rojin, bir Kürt filminde oynayacağı için devlet tiyatrosundan atıldığını söylerken, yanındakiler ‘ay olamaz, inanamıyorum, nasssı olur ...’ şeklinde sanki bu tür şeyler hiç olmamış gibi defalarca ‘gerçekten öyle mi oldu’ deyip durdular. Bunun arka planındaki nedenlerine gelince Rojin dut yemiş bülbüle döndü. Sıkılarak, çekinerek, lafı geveleyerek ‘evet malesef öyle oldu’ demeyi başardı en son. Oturanlardan birisinin ‘Rojin sen bir sembol haline gelmişsin..../...terörü desteklemiyorsun deyil mi? demesini hiç sormayın gitsin...

    Be kız, sen Kürtçenin ve Kürtlerin neden ve nasıl bu hale düşürüldüklerini bilmiyor musun? Anlatsana...neden sus pus oluyorsun, dilini mi yuttun...? Yıllardır Kürt halkına uyguladıkları insanlık dışı uygulamaları anlatsana? Kürt halkı yoktur, böyle bir dil yoktur, Kürtlerin sorunu yoktur diye yalan söylediklerini söylesene? Söylesene ağzı kırılası? Yaptıkları rezillikleri vursana yüzlerine, neden geveliyorsun? Canlı yayındasın, en sıcak gündemi konuşuyorsunuz, bütün dünyanın gözleri üzerinizde, kürt halkı, kürt sanatçıları ve kürt parlementerleri arkanda, sana kim ne yapabilir? Söyleyemiyorsan neden gittin oraya? Konuşamadığın, kendini ifade edemediğin ortamlara neden giriyorsun o zaman? Vitrinlerini heykel gibi süslemek için mi gittin oraya sen?

    İlginçtir, iki gün sonra aynı programda Türk Tarih Kurumu eski başkanı Yusuf Hallaçoğlu aynı programdaydı. Benzer şeyleri konuşuyorlardı. Nasılda döktürüyordu... Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi hakkında sorulan soruya verdiği cevaba bakın. Hallaçoğlu diyorki; ‘O teorinin iddialarını kanıtlayan herhangi bir bulgu elimde olmadığı için bir şey söyleyemem.’ Türklerin Kürtlerden daha önce bu topraklarda bulunup bulunmadığı sorusuna ise Halaçoğlu ‘belki milattan önce herhangi bir nedenle buralardan geçen bir türk ölmüş, buraya gömülmüş ve mezar taşında kimliği hakkında bilgiler yazılmış ve bizimkiler buna dayanarak Türkler Kürtlerden önce burada bulunmuşlardır demişler’ diyor.

    Bir profesörün ‘belki’ lerle bir devletin inkar politikalarına nasıl haklı temeller hazırladığına bakın! Buna karşılık hala kendi toprakları üzerinde yaşamakta olan 40 milyon canlı kanıtı görmüyor bu profesör. Tabi biz bu profesöre ‘bile bile yalan söylediğinizi söylesene ağzı kırılası’ demeyiz çünkü O devletin yıllardır uyguladığı senaryonun bir figüranıdır.

    Dün dostum olan değerli bir Kürt sanatçısı ile bu konu hakkında biraz sohbet ettik. Kürt sanat ve müzik çevrelerinin de bu kanala çıkma yada burda çalışma konusuna sıcak bakmadıklarını söyledi. Ancak TRT nin ilişkiye geçtiği bazılarının, bazı Kürt sanatçılarına ‘zaten seni kovdular hala neyi savunuyorsun’ diyerek ikna etmeye çalıştığı, Kürt sanatçının ise ‘birileri beni kendi çevresinden kovabilir ama kimse beni Kürtlüğümden kovamaz’ dediğini söyledi. Evet, bu çok doğru bir yaklaşımdır. Kürt olmak, kendi doğal, ulusal değerlerini sahiplenmek, bazı gurupların hoşuna gitmek için yapılmaz. Bireysel ve gurupsal dar çıkarları ön plana alarak bir yere varılmaz.

    Göreceğiz, aslen kürt olup Türkçe şarkı söyleyen ve şimdiye kadar hiçbir şekilde Kürt dünyasında izi ve ismi görülmeyen Nuri Sesigüzel, İzet Altınmeşe, Mahmut Tuncer, Özcan Deniz, Mahsun Kırmızıgül vb tiplerin cirit attıkları bir platform, sergilendikleri bir podyum haline gelecektir bu kanal.

    Eğer bu kanal gerçekten Kürt halkı için açılıyorsa, her şeyden önce Kürtlerin varlığı resmi olarak tanınmalı ve yasal güvence altına alınmalıdır. Dolayısıyla Kürtçe yayın vb Kürtlerin kendilerine bırakılmalıdır. Eğer gerçekten bu niyette samimiyet varsa, ekonomik ve teknik yönden destek verilebilir. Ama ‘sen kendin yapma, ben yaparım senin için’ mantığı yanlıştır, dolayısıyla bunun başarı şansıda olamaz.

       
       
     
     
    tavliören.Com © 2006 | designed by a-gentur