Dengbêj Karapetê Xaço ile Röportaj
Kimdir Karapetê Xaço? Nerede doğmuş, nereleri dolaştıktan sonra bu soğuk ve çorak topraklara gelmişti? Kürtler için, Kürtlerin diliyle 92 yıldır klamlar okuyan bu söz ustasının Ermeni olduğunu kaçımız biliyoruz? Bir asırlık ömre nice serhildanın, nice kıyımın, aşkın ve ölümün acısını sığdırmış bu klam ustasının hayatı aslında son yüzyılın dengbêjlik serüveninden başka şey değil.
-Ben çocukken babam hep sizin klamlarınızı dinler ama ben hiçbir şey anlamıyordum. Tiz, berrak ve ince ses çocuk beynimde yıllardır söylenip duruyor. Hep kendi kendime, acaba bu Karapetê Xaço kimdir, nasıl biridir, diye soruyordum. Ve şimdi de yanınıza oturmuş, sizin bir asra tanıklık etmiş berrak sesinizi dinliyorum. Fakat yine de soracağım, kimdir Karapetê Xaço kimdir?
(Gidip, bir fotoğraf getirip bana gösterdi.) Bu benim evimdir, adı Bilêder'dir, şimdi de ona Bişêri diyorlar. Elih'e bağlı, şimdi ona da Batman diyorlar. O zaman Diyarbakır'a bağlıydı. Ben işte o köyde dünyaya gelmişim. 1915'te annem, babam o köyde katledildiler. Çocuk başımıza katliamdan sonra o köyden çıkıp, insanların öldürülmediği, katliamların yaşanmadığı bir köye gittik. Filitê Quto'nun köyüydü. O kendi köyünde herkesi yanına alıp ihtiyaçlarını giderip daha sonra kölesi olarak çalıştırıyordu. O zamanlar 11-12 yaşlarındaydım. Büyük kız kardeşim o köyde evlenmişti, kocası zenginliğin köleliğini yaptığı için öldürülmemişti, biz de onun yanına taşındık. Orada zenginlere hizmetçilik yapıyorduk. Kürt kaçıkçılar hükümet binalarına saldırıyor, yol kesiyordu. Bu kişilerin Ermeni köyleri ile araları çok iyiydi. Ermeniler onları evlerine alıp saklıyordu. Bunun için de Türkler; bütün Ermenilerin o köyden çıkması ve toplama kamplarına alınması kararlarını aldılar. " Böylece de hepimizi köyden çıkardılar.
-Nereye gittiniz peki?
Binxetê'ye, Suriye'nin Kamuşlo şehrine göçtük. Yıl 1929'du. O zamanlar Suriye Fransızların elindeydi. Yapılacak iş de olmadığı için Fransız ordusuna katılmak zorunda kaldım. Tam 15 yıl 3 ay, Kamuşlo, Derozor, Haseki gibi yerlerde Fransız ordusuna kerhen hizmet ettim. Komutanların hizmetçiliğini yapıyordum. Onlara kahve yapıyor, ayakkabılarını siliyor, elbiselerini yıkayıp ütülüyordum, böylece evimin geçimini ancak sağlayabiliyordum.
Fransız ordusunda 15 yıl çalışan kişiler daha sonradan emekliye ayrılıp serbest bırakılıyordu. Ben de bu süreci bitirerek emekliye ayrıldım. Fakat kötü şans denilir ya, bir ay geçmeden İngiliz ordusu Suriye'ye girdi. O zaman hizmet için Fransız ordusu tekrar beni ve emekli arkadaşlarımı çağırdı. Fransız ve İngiliz ordusu kendi askeri için halktan buğday ve arpa topluyordu. İngiliz ordusu Suriye'den çıktıktan sonra bütün askerlerini toplayarak: "Değerli askerlerimiz 15 yıldır bizim için çalıştınız, şimdi de biz buradan ayrılıp kendi ülkemize gideceğiz, bizimle gelmek isteyen olursa, hazır olan gemilerimizle Fransa'ya gidebiliriz, evinde kalıp Suriye'ye hizmet etmek isteyen de bizden ayrılıp gidebilir" dedi. O zaman iki Sovyet subayı da heyet olarak burada bulunuyorlardır. Ben de Kafkasya'ya yani Ermenistan'a gitmek istediğimi söyledim. Her iki Sovyet subayı "Hangi partiye bağlısın, yani sen Bolşevik misin?" diye sordular. Ben de onlara, "Kürdüm, Bolşevik-molşevik tanımıyorum, sadece Hayastana (Ermenistan'a) gitmek istiyorum" dedim. Bir miktar para ile onlarla gitmemi kabul ettiler. Her kişi başı da 150 liraydı. Eşimle birlikte varolan bütün altın ve değerli eşyalarımızı geminin parasını elde edebilmek için sattık. Binbir zorlukla 1946'da Ermenistan'a ulaşabildik.
Bu ülkede de elin hizmetçisi oldum. Ölmemek için herkesin hizmetçiliğini yaptım. Bir gün orada, bir gün burada, şurada burada uyuyordum. Başıma gelmeyen kalmadı.
-Bize yaşamından bahsettiniz, fakat anlatımınızda hiç dengbejliğinizden söz etmediniz. Dengbejlik nerede, ne zaman başladı?
Daha ben Türkiye'deyken klam söylüyordum. 8 yaşımdayken ben sürü güdüyordum. Sürüyü güderken, tarlaya giderken hep klam okuyordum. Ben ne ağalara, ne de beglere klam okumadım. Kendi kendime klam söylüyordum.
-Dengbêjlikle ilk kez nasıl tanıştınız?
Ben daha çocukken, kör bir aşık vardı. Adı Şako'ydu. Ağalara klam söylemek için sürekli birileri onun ellerinden tutarak onu yürütürdü. İlk defa o kör aşıktan klam okunduğunu duymuştum, zaten o zamanlar kaset-maset olmadığı için herhangi bir şekilde klam dinleyemiyorduk. Ben öylece kendi kendime klam söylemeyi öğrendim. O vakit Kürtlerin tarlalarını ekiyordum, buğday biçiyor, pala yapıyor ve sürülerini güdüyordum. Normalde Pazar günleri Ermeniler çalışmıyordu. Fakat patronum o günlerde bile beni sürüyü gütmem için gönderiyordu. Ben de buna karşılık kendi kendime hep şarkı söylüyordum. Kiliseye gittiğim zamanlarda bile herkes kendi keyfine bakarken, ben klamsöylüyordum.
-Hangi dilden klam söylüyordun?
Bütün klamlarımı Kürtçe söylüyorum. Tek bir klamımı bile Kürtçe dışında bir dilde söylemedim. Hele hiçbir zaman Ermenice'de klam söylemedim. Ben Kürdüm ve bütün klamlarımı Kürtçe olarak söylüyorum.
-Fransız ordusundayken de klam söylüyor muydun?
Hiç görülmüş müdür Kürt olup klam söylenmediği! Şehirde (Kamişlo) ister bir Ermeni, ister bir Kürt düğünü olsun, fark etmez beni de davet ederlerdi. Ben de onların gönül hatırı için gidip klam söylerdim. Hemen hemen herkesin düğünlerinde klam söylüyordum. Fakat hiçbir zaman parayla klam söylemedim. Para için klam söylemek çok ayıp bir şey, Dengbêjlikte para için klam söylenmez.
-Şimdiye kadar kaç klam okuduğunuzu tam olarak söyleyebilir misiniz?
Vallahi hatırlamam mümkün değil, ama çok çok okudum... Bir de hiç durmadan bir ay gece gündüz boyunca klam okuyabilirim. 1950 yılında Erivan radyosunun Kürtçe bölümüne katıldım. Sovyet sistemi döneminde ağalar, beyler ve Allah üzerine klam söylemek yasaktı. Klam söylemek istediğimde müdahale edip "bunlar ağalar üzerine, bunlar begler üzerine, Allahın ismi geçiyor, bunları söyleme bunlar yasaktır" diyorlardı. Ben de onlara, "Peki ben ne üzerine klam söyleyeceğim?" diyordum.
Radyoya gittiğim zamanlar Kürtler "Karapet dayı bize klam söyle" diyorlardı. Fakat sansür ve yasaklamalardan dolayı onların istediği klamı söyleyemiyordum. Eve döndüğüm zaman kızarak, "Kıro Karapet, malmirat neden istediğimiz klamı bize radyoda söylemedin?" diye söyleniyordular.
1945'ten şimdiye kadar Erivan radyosunda çalıştım. Radyonun çalışmaları yanında gidip farklı farklı yerlerde klam söylüyorduk. Konserlerde klam söylerken, birkaç kızdan oluşan foklor grubumuz da halaylar çekiyordu.
-Kimlerle birlikte çalıştınız?
Benim müziğime ilk kez eşlik eden Egidê Cimo'ydu (Ermenistanalet çalan bir müzisyen). Fakat maalesef benim klamlarımla onun yaptığı müzik arasında herhangi bir uyum sağlanamıyordu. Bir klamı tam anlamıyla hazırlamak için çalışma arkaşımızla prova yapmamız gerekiyordu. Biraraya gelmek için de devletin bize izin vermesi gerekiyordu, fakat devlet bu konuda bize izin vermiyordu. Sadece radyoda klam söylediğim zaman Egit'le birbirimizi görebiliyorduk. O zaman da klamlarımız bir yanda, müziğimiz bir yanda kalıyordu. Ben lo lo lo lo derken, o müziğiyle bu makamımı tam çıkaramıyordu, işte arkadaşlığımız da böyleydi.
Zavallı Egit bana ulaşabilmek için saatlerce yürümek zorunda kalıyor, bana ulaşınca da "Bugün radyoya gidip konser vermemiz gerekiyor" diyordu. 50 yıl boyunca radyo yolunda gidip geldik. Aha bizim yaşamımızın makamı da böyleydi.
-Şimdiye kadar kaç kasetiniz çıktı?
Ben kasetlerimi bütün dünyaya veriyorum. Gelen herkes kasetlerimi almış götürmüştür. Sayılarını bile bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla Suriye'de, Avrupa'da birçok sayıda iken, sadece Türkiye'de binlerce olduğunu iyi biliyorum. Kasetlerim herkesin eline geçmiştir.
-Sizin için en güzel klamınız hangisi?
(Gülerek) Her gönül birşeyleri sever. Senin gönlün birşeyleri ister, fakat benim gönlüm başka birşeyi ister. Mesela şimdi gönlüm bir bardak şarap içmek ister, fakat senin gönlün bunu istemez başka bir şey ister. (Kızı Sirop'u çağırarak) Kızım Sirop, hadi bana bir bardak şarap getir, zaten ölüm her zaman var.
-Mehmed Arif'i dinledin mi?
Evet, dinlemez olur muyum! Mehmed Arif'in tanburu çok güzeldir. Fakat ondan önce başka bir arkadaşım vardı. Adı Seyidê Cizîrî'ydi. Benimle birlikte Fransız ordusundaydı. Botan halkındandı. Kırsalda biz bütün askerler tatbikat yaparken Seyit'le birlikte klam söylerdik. Klamlarının çoğunluğu kızlar üzerineydi. Seyit bana "Senin şivenden birşey anlamıyorum" derdi. Ben de ona "Malmirato (evin yıkılası) Seido bütün askerler Kürttür, hepsi de dilimden anlıyor. Fakat yemin ederim ki ne ben, ne de bu askerler senin söylediğin tek kelimeyi bile anlamıyor" dediğimde Seit kızıyor, daralıyordu. Buna rağmen de arkadaşlığımızdan hiç bir taviz vermiyorduk.
-Ayşe Şan'ı tanıyor musunuz?
Ha sen Eyşana Eli'den mi söz ediyorsun? Olmaz olur mu... Onu tanımayan mı var?
(Bir ara sessiz kaldı, derin ve kederli bir iç çektikten sonra, şarap bardağını üzerine dikti. Kısa bir ara verip Eyşana Eli'nin bir şarkısını söylemeye başladı...)
-Kürt halkına çok şey vermişsiniz, kültürleri için, klamları için büyük hizmetlerde bulunmuşsunuz. Şimdi onlarla ilişkilerinizin nasıl olduğunu merak ediyorum?
Kürtçe bir söz vardır, hani derler ya, 'Her kuş kendi sürüsüyle uçar' diye. Şimdi bakın onlar Kürt ve ben de Ermeniyim. Onlara hiçbir şey vermeme rağmen, bakın beni ne kadar seviyorlar, değerimi biliyorlar, o kadar uzak yoldan beni görmeye geliyorlar.
Doğduğum topraklarda dengbêjler çoktu. Ama bu ülkede (Ermenistan'da) büyük dengbejler yoktu. Bazı Ezidi Kürt dengbejler vardı. Fakat öyle ahım şahım klamları yoktu. Şêro'yê Biro'nun da bir klamdan başka söyleyeceği bir şeyi yoktu. Fakat onları ben alıştırdım, birçok yeni klam verdim. Onlara klamların nasıl söylendiğini öğrettim, şimdi de maşallah herkes kendine klam söylüyor. Bu da Kürt klamalarının gelişmesi için iyi birşey. Bu bana mutluluk veriyor. Belki bir gün birileri "Allah rahmet eylesin, O iyi bir adamdı" der.
-Şimdi Kürt klamlarını nasıl buluyorsunuz?
Dengbêjlik kolay gelişmeyen bir sanat. Başıboş bir şey değildir. Herkes dengbêjlik yapamaz. Yapan kişinin bunun hakkından gelmesi gerek. Örneğin; şu anda zindanda olan o yiğit insan üzerine bir klam yapmak isterse; doğru dürüst bir klamla değerini yaratamazsa o zaman o kişiye yalancı denilir. Ama klamlarına değer katıp O'nu dile getirebilirse; o zaman herkes ona "aferin sen yapabiliyorsun" denilir. Işte Kürtlerin böyle klam ve dengbêjlere ihtiyacı var.
-Peki o yiğit insan üzerine klamlarınız var mı?
Hayır hayır, ben klamlarımda tam anlamıyla O yiğidin hakkını verecek sözcükler bulamıyorum. Ve O zayıf kelimelerle anlatılacak biri olmadığı için, hiç bir sözcüğü ona layık bulamıyorum. Insan üstesinden gelemediği şeyi yapmamalıdır.
-Türkiye'ye gitmek ister misiniz?
Birçok kişi gelmemi teklif ediyor, fakat ben gidemiyorum. Zaten ihtiyarlamışım, gücüm takatim kalmadı. Neye gidip rezil olacağım ki, Roma Reş beni öldürür.
-Med TV sizi Avrupa'ya götürmek istemişti. Fakat siz bu teklifi kabul etmemiştiniz...
Avrupa benim gibilerin yeri değildir. Ben burada ölmek istiyorum. Yerim burasıdır. Burada toprağın ve ülkemin kokusunu hissediyorum.
Yeva'yı çok ama çok seviyordum'
Benim çok sevdiğim bir kız vardı, adı Yeva'ydı (Havva) Karapetin diliyle Melokyi'ydi. Hakub Azizyan'ın kızıydı. Ben o zamanlar Fransızların askerliğini yapıyordum, yıl 1936'daydı. Kamuşlo'da düğün yaptık. Ben onu çok ama çok seviyordum. O da yaşamın bütün acılarını, trajedilerini ve zorluklarını benimle paylaşıyordu. Ondan başka yüreğim kimseyi tanımadı. 1976'da can arkadaşım beni yalnız bıraktı, dönüşü olmayan yolculuğa çıktı ve bir daha da gelmedi. Ölümünün üzerinden bu kadar yıl geçmesine rağmen, ben hala da ona aşığım ve O'nu yüreğimde her zaman yaşattım, yaşatacağım. Ê
Beş çocuğum var. Dört kız ve bir erkek. şu anda 15 de torun sahibiyim.
CAN POLAT/MHA